Zafere Giden Yol

Günler günleri kovalarken pandemi başlayalı yaklaşık 2 ay geçmişti ancak hala ne bir satış ne de randevu alabiliyorduk. Randevu almak imkânsız gibi bir şeydi çünkü bütün beyaz yakalar homeoffice çalışmaya başlamışlardı.

Bu şekilde günde 20 müşteri araması yap mail gönder iletişim bilgilerini al derken aslında pandemi bitişi içinde epey bir randevu sözü almış ve müşteri biriktirmiştim.

Yine bir sabah erkenden uyandım kahvemi yaptım sigaramı içtim ve müşteri taramalarına başlarken bir firmaya denk geldim sektör olarak tam bizim istediğimiz sektördü ve bizim cihazlarımızdan kullanması gerekirken bu güne kadar tanıtımına kimse gitmediği için kullanmaya başlayamamıştı. Kendisini aradığımda direk firma sahibi ile görüşme imkânı buldum ve almak istediğimi atlayıp Sakarya’ya gelmemi söyledi.  Böyle bir duygu olamazdı müşteri bulmuştum ve satışa çok yaklaşmıştım.  Ama bir problem vardı ki ben daha hiç sahada müşteri görüşmesi yapmamıştım.  Bunun heyecanı ile genel müdürümüzü de alıp adamdan ayarladığım toplantıya gitmek için yola koyulduk. Ama kafamda neler neler planlıyorum gideriz satış kapanır ödemeyi alırız ben primi alırım vs. vs. nitelim öyle de olmadı çünkü marketten çikolata almıyoruz 1 seferde satış kapansın.

Firmaya gittik içeri girdik genel müdürümüz satış görüşmesi yaparken ben tamamen izleyici kesim olmaya karar verip hareketlerini sözlerini izliyor müşteriden gelen tepkileri nasıl yumuşattığını ve pazarlık aşamalarını adım adım ezberliyordum. Bu şekilde devam eden bir toplantıdan ne yazık ki elimiz boş dönmek zorunda kaldık. Tek sebep ise firma sahibinin bizi tartmak için cihazın fiyatını %50 iskontolu istemeseydi.  Tatbikîde kabul edilemez bu teklife karşılık adamın blöfünü görerek masadan kalkıp İstanbul’a döndük ve ben yine depresyon ben yine isyanlarda gece neden satamıyorum diye düşünürken günü kapattım.  Ancak kendimi umutsuzluğa sürüklemek yerine bu deneyimi ve başarısızlığı her an düşünmeye ders çıkarmaya ve kendimden emin olduğumda tekrar oraya gideceğimi bilerek zamanı beklemeye adadım. 

Sanırım üzerinden 1 yıl gibi bir süre geçmişti. Ankara iş gezisine gitmiş ASO 2 organizede müşteri gezmeleri yapıyordum ve telefonum çalmaya başladı. Gözümü ekrana götürdüğümde yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu ve arabayı hemen kenara çekip telefona cevap verdim. Evet, arayan 1 yıldır aklıma her geldikçe bir gün oraya cihaz satacağım diye hırs yaptığım firmanın sahibiydi ve beni cahiliyetle ofisine çağırıyordu.  Kendisi ile kısa bir telefon görüşmesi yapıp ertesi güne randevulaştık ve sabah erkenden yola çıkıp Sakarya’ya doğru müşteriye gitmeye başladım. Ancak bu sefer aynı hataları yapmayacaktım ve o masadan zafer ile kalkacaktım. Kendimi yol boyunca bu başarıya öyle odaklamıştım ki yol nasıl bitti anlamadan kendimi firmanın önünde buldum.  Selamlaşmalar hal hatır sohbetleri çay kahve faslı derken sakince ortamı ve konuşmayı izleyip gerekli gördüğüm yerlerde konuşmayı yönlendirerek ilerliyordum. Ama kesinlikle ürünümün lafını açmıyor fiyat konusuna ise hiç girmiyordum. Firma sahibi konuyu kendi açıyor istemediğim bir şartı öne sürdüğünde konuyu sürükleyicilikle farklı noktaya çekip hazırlamaya başlıyordum. Bu şekilde toplantı devam ederken artık bir süre sonrasında kendisi bizi markamızı övüp pahalılığımızın normal olduğundan bahsedip satış onayımı verdi ve anlaşmayı sağladık.  Her toplantıda olduğu gibi kendime tuttuğum 30 dk. ucu ucuna yetmiş ve verdiğim sözü tutarak masadan zaferle ayrışmıştım.

Firmadan ağır ağır çıkıp arabama bindim ve gözden uzaklaştığım anda her satıştan sonra kendimi şımartmak için yaptığım gibi torpidodan puromu çıkarıp aldığım zaferin kendime verdiğim gelişim sözümü tutmanın verdiği haz ile İstanbul’a dönüşe geçmiştim.

Yorum bırakın

WordPress.com Tarafından Desteklenen Web Sitesi.

Yukarı ↑